baane
Hedphelym
Nota, canlı, sansasyonel,
El ense, mütevazı, demir, çalıkuşu,
Demlik, poşet, yazık, madem...
Deneme, hoşluk, sazanlık, sazende, etik...
Keklik, süs havuzu, düzenbaz, dirayet...
Sapmak, tel şehriye, teğmen, tek tük...
Dandanakan, demirkan, ihtiyat...
Küllük, kil banyosu, çamlık tepe
Şanzıman, banliyö
Sephora, Neyzen, Siccin,
Epika, kol, notifications,
Sentaks, düzen, Maldivler,
Yerebatan sarnıcı, Basilica
Girizgah, mutancana, canavar
Yaprak dökümü, Miroslav Klose,
Haydari, sümük, şov, böcek...
Elit, ekseriyet, öklit,
Eklembacaklılar, değişken, dünya
Fiyasko, İskonto, maço...
Denyo, densiz, dengesiz, dehliz...
Detonate...
Balsam, balçık, balina...
Gayzer ve mahzen...
Kalimba, Şakak, sakar,
Denizen, mürdüm eriği
Angelica, çekomastik, penne...
Reggeaton, Dondurma
Sundurma, abacı, mala, maden
Şamata, Lamborghini,
Düşünce,
Berbo, selamke, meraba meraba,
Maraba
Amiyane
Sanane...
Sana ne...
Deve dikeni,
Zıt Erenköy.
Sempatik Değilim (24 Mart 24)
Merhaba, takıldığım ve pek haz etmediğim konulardan biri de (daha önce de sözünü etmiştim yazılardan birinde) “yaka mikrofonun aşırı şekilde ezilmesi sonucunda höykürme şeklinde konuşma” babında “GEEEL” “gel bakim buraya” “gel, gel, oyy, gel” gibi cümleler. Bu genelde dizilerde, hayatımızda, karşı tarafı teskin etmekte kullanılan popüler bir ifade. Duyduğum zaman hayattan soğuyorum ve anlamıyorum. Sorunu olan kişi, diğer kişinin ‘gel’ çağrısına uyup sarılınca her şey çözülüyor mu? Çok saçma gerçekten.
Sosyal medyayı birçok yönden
eleştirebiliriz. Çoğu zaman dikkat edilirse, hatalar ve tuhaflıklar silsilesi
bizi karşılayabilir. Sürekli aklımda olanlardan bir tanesi: “yabancı
platformlarda paylaşılıp ülkemiz kullanıcılarının da bunun aynısını kopyalayıp
kendilerince bir espri yapma ihtiyacı hissetmesi ve sanki ilk kez kendileri
paylaşıyormuş gibi bunu ‘repost’ etmeleri. Yeniden paylaşmaları. Bence gereksiz
bir eylem. Bana göre çoğu şey gereksiz de neyse..
Gençlerin, daha doğrusu ergenlerin
ve onların küçük kardeşlerine geçen, ağızda eğreti duran ifadeler beni yoruyor.
Zaman kaybı gibi. “Boş yapma” demek mesela en gözde olanlarından birisi. Yerli
yersiz her şeye boş yapma diyebilme özgürlüğünüz var günümüzde.
Evet, boş yapıyoruz çoğu zaman ama
bunu bir başkası yerli yersiz dile getirince ellerine ne geçiyor anlamıyorum.
Bir şeyi araştırıp öğrenme,
bununla ilgili bilgi paylaşma artık günümüzde ‘cringe’ (utanılacak) bir şey
haline dönüşmüş durumda. Bundan yaklaşık on yıl önce kadar böyle bir durum
tuhaf karşılanmazken şu anda bir bilginin doğrusunu (veya alışılagelmişinin
bilgisini vermek) ayıplanacak bir unsur haline gelmiş durumda. En azından bu
benim gözlemim.
Aslında olumsuz şeyleri kaleme
almadığım bu kısımda, ilginç bir şekilde daha önceden hoşlanmadığım ve
şimdilerde hoşlandığım bir şeye evrilen durumdan bahsetmek isterim: o da boxerların
kıç-kuyruk sokumu kısmında yer alan 5li 10lu plastik etiket kısmının değişmiş
olması. Bunlar büyük markaların boxerlarında var ve nedense kurtulmak mümkün
olmuyordu ama, en son aldığım bir markada bu sorunun aşıldığını görmek beni
memnun etti. Gerçekten hayat kalitesini artıran bir durum oldu bu.
Düzgünce yaşamak diye bir durumun
olmadığını zaman içinde anlamıştım ama çoğu şeyi kafanda rayına oturtmuş gibi
görürken, illa bir yerden sorun çıkması, kafayı çok yoruyor ve moral
düşürüyor.
Neyse vardır bir hayır deyip yola devam ediyorsun.
Yukarıdaki paragrafa ek olarak,
eskiden yer alan her sene çılgınca şu telefonu/tableti alayım çılgınlığı son
dönemde azaldı gibi. O da güzel bir gelişme bence.
Son olarak futbola da değineyim.
Hangi takımı tutuyorsan tut, karşı tarafın maçlarına şike/hakem bilmem ne demek
sizce de baymadı mı artık? Demek ki bu ülkede top oynanmıyor hiç. Her maç bir
kurgu.
Bunlardan kurtulup eski yıllardaki
futbol rekabeti özlemini taşıyorum kendi açımdan. Bu gereksiz bir duygu olsa bile. Başkalarının fikirlerini pek önemsemiyorum bu noktada. Çünkü insanın
ilgilenmek istediği az da olsa bir şeyler oluyor hayatta.
Zeman
Zaman zarflarına neden ‘zarf’ denmiş onu tam bilmiyorum, ilkokuldan beri de takılmışımdır buna. Tabii bakmaya da üşenmedim elbette:
Zarf veya belirteç; bir fiilin, fiilimsinin, sıfatın veya başka bir zarfın anlamını yer,
zaman, durum ve miktar bakımından niteler.
‘Bugün’ değinmek istediğim zamanla alakalı olanlar. Belirteç de bir o kadar tuhaf...
Bazen: Benim en çok kullandığım kelimelerden birisi. “Zaman zaman”a benzeyen, ortada kalmış, emin olunamayan durumlarda kullanılıyor.
Arada sırada: Bu ifadelerin hepsi
dilbilgisinde zaman zarfı olarak geçmiyor fakat ben bu zamanı anlatan ifadeleri
derlemek istedim. Arada sırada böyle şeyler yapasım geliyor.
Mütemadiyen: Aslında eskilerden
gelen bir kelime. ‘Devamlı’, ‘sürekli’ gibi anlamlara sahip. “Mütemadiyen
başımı ağrıtıyorsun” denmez belki ama mütemadiyen demek saçma bir şekilde
keyifli.
İkide bir: Yapılan şeyden artık
usanıldığını veya karşı tarafa usanç verildiğini ima eden bu ikileme, insanı
yoruyor ve ikide bir karşımıza çıkıyor.
Bilahare: Bu kelimenin anlamını
bilmiyordum, sonraları kullanmaya başladım bilinçli olarak ve bununla birlikte
yaşlandığımı hissettim.
Daha sonra: Yani bir işin
sonralığını daha da pekiştiren, ateşi körükleyen korkunç bir ifade. ‘Daha sonra
yaparız, daha sonra ilgileniriz’ (Sadece ‘sonra’ diyince daha az etkili oluyor)
Beri: Dünden beri, geçtiğimiz X
zamandan beri. Çokça kullanılan bir ifade. Sanırım olmazsa olmaz bir kelime bu
hayatımızda. Yerine kullanılabilecek bir kelime sanırım yok.
(Öte filan var da onlara girmeye hiç
gerek yok)
Evvelsi gün ve gün aşırı: Yani şu
yaşıma geldim (hangi yılda okuyorsam artık) bunların anlamını samimiyetle ve
açık yüreklilikle çok bilmediğimi söylemek istiyorum. Evvelsi diyince dünden
daha da öncesi anlaşılıyor galiba, ama ne kadar önce? Gün aşırı ne demek,
duyuyorum ama beynim almıyor demek ki. Bende bir sorun var.
Daha: Çokluk anlamı katmayan ‘daha’
dan bahsediyorum, henüz gibi. İçinde sanki birden çok anlam barındıran bir
sözcük gibi geliyor bana ‘daha’. Bilemedim.
Halihazırda: Bir eksantrik ifade
daha. Başka dillerde bize garip gelen kelimelerin bir arkadaşı gibi olan bu
sözcük, bugünlerde, bu sıralarda anlamına geliyor. Ben daha çok “zaten” gibi
anlıyorum bu kelimeyi.
Şu anda: Yazılışı itibariyle
zorlanılan kelimelerden birisi. Doğrusu “şu an” Zamanın tam da ortasında,
içinde olduğumuzu bize hatırlatır. Geçmiş ve geleceğin tam ortasında, ilginç
bir yerdedir.
Şincik: Bu “şimdi” kelimesinin değişik
kullanımlarından birisi. Dedem sanırım “herkeş”
derdi, bu tarz kelimeler bana hep bunu anımsatır.
Şimdi sizi zamanın ötesine veya
gerisine atmadan (bilmem yapabilir miyim), sizi kendinizle baş başa
bırakıyorum. Daha sonra yine yazarım.
Çxalva
Yağmur, kuş, Pazartesi, uyanış,
çanta, başlangıç, mide, okul, koku, düzen, Matematik, yüz, pencere, bulantı, beklenti, bekleyiş, bilinmezlik,
çise.
Kalabalık, kaptanlık, kıvrak, kolye,
servis, karanlık.
Seçim, kol,
düşünüş, düşler,
toprak, uyku, yaprak, düşüş,
huzursuzluk,
huysuzluk,
uygarlık,
sıra, zil, teneffüs,
hol,
hal, kalmak, rüzgar,
siren, kimyager, kronik,
dizgi, dergi,
bakış, iç açılar,
içermek, büst, ders,
geliş, kargaşa, dönüş,
kalem, resim, kara,
tebeşir, pantolon,
bulut, konut, silgi,
golgi aygıtı,
tufan, gergin, pergel,
ilginç, ara,
iletki,
kızgın, tatsız, hoşnut,
rahat,
boğaz, mazgal, simit,
sel,
kitap,
öğretmen,
özgül ağırlık,
yorum,
yemek, mantık,
dinginlik,
olasılık.
sølet
Benim gibi uykusu kaçan, uyuyamayan, rahatsız insanlar var mıdır dünyada? Evet tabii ki vardır. Fakat, ortak yönlerimiz bulunur mu bilmem...Onları tanımıyorum ama yine de öksürük tutmuş ve uykuya müsaade etmezken birkaç tavsiye vereyim sizlere,
Çoğuna uyamadığım ama çokça işe yaradığını düşündüğüm şeyler bunlar.
Herkesi dinleyin, kulak kabartın, ama günün sonunda en çok kendinizi dinleyin...Kocaman dünyada, kısacık yaşamda bunu yapmak zorundasınız.
Yaşamı çok da ciddiye almayın. (Tamam hiç almayın demiyorum) ama zaten kimse sizi ve müthiş kararlarınızı, planlarınızı önemsemiyor.
Sürekli, boş yere delüzyonlara kapılıp, kendinizi negatifliğe itmeyin. Bunu söylemek, önermek, tuhaf geliyor ama doğrusunu söylemek gerekirse, umursamaz, yalancı bir pozitiflik yerine, olumsuz düşünmemeye çalışmak daha mantıklı.
Sevdiğiniz şeyleri yapın. Baktınız usandınız –bunlardan bile- o zaman sevebileceğinizi düşündüğünüz şeylere yönelin. Çok zor değil galiba.
Ben hep insanlara faydalı bir şeyler bırakır mıyım uğraşısı içinde gibi görürüm kendimi. (Ne kadar başarılı olup olmadığımı bilmiyorum) Siz de böyle yapın demiyorum öte yandan.
Kafayı çok –yemeyin-. Tamam insan olarak harika bir şekilde sinirlenip çıldırabiliyoruz. Bunu bilerek abarttığınızı fark ettiğiniz o anda, bundan vazgeçmek gerekiyor. Çünkü o andan sonrası artık kendini kandırmak oluyor. Uzatmaya gerek yok.
Ben dağınık olmayı, düzenli olmaya yeğliyorum. Daha doğrusu kendimde doğal bir düzen gelişiyor (gelişmiş) olarak addediyorum. Kafamdaki çoğu şey düzenli, her ne kadar fiziksel dünyama bu yansımasa da.
Gidilmemiş yerlere gidin. Böyle öneri olmaz olsun ama gidin görün, şehrinizde nereler var, hangi sokaklarda ne gibi hayatlar yaşanıyor, görün.
Düzgünce, insan gibi yaşamayı herkes istemiyor, bunun bilincinde olun (çevrenizin yani)
Ayrıca bence en önemli konulardan birisi de gerizekalı gördüğünüz insanları bir bir hayatınızdan çıkarın. Anlamıyorum bunun yapılmamasındaki ısrarı.
Canınız ne yemek istiyorsa yiyin, ne içmek istiyorsa için. Yok ben kendimi kısıtlayacağım diyorsanız, neden bunu yaptığınızı da sorun kendinize. Ben genelde “X” yiyecek kötüdür, sağlığa zararlıdır denilince umursamıyorum.
Yağmuru, kışı, çamuru, sıcak havayı, üstünüze yapışan tişörtü, önemsemeyin. Bu mevsim şartları her zaman var ve olacak :D
Burada bir es verecek olursam, yukarıda bahsettiklerimde insanları eleştiriyor gibi göründüğümün farkındayım. Kendimi de eleştiriyorum, fakat insan bencil bir varlık ve kendisini yerden yere vuramıyor, başkalarına ise demediğimizi bırakmıyoruz.
Düşüncelerim, çeşitli dertlenmelerimin tezahürü.
Gülün veya ağlayın. Düşünün. Bunlar güzel şeyler. Duygusal açıdan kendimizi kısıtlamamız için bir sebep yok.
Düşüncelerinizin bazılarını kendinize saklayın. Her şeyi dillendirmeyin. Bunlarla ilgili bir sürü atasözü, deyim vardır.
Hayat, genellikle rastlantısal şeylerle bizi şaşırtmayı sevdiği için, bu akışa kapılıp gitmek gerekiyor. Daha önceden zaman kavramı, saat, takvim gibi konularla ilgili yazmıştım, yinelemem gerekirse “günün 24 saat olması” vb. “belli günlerde birtakım aktivitelerin yapılması zorunluluğu” gibi konulardan sıkıldığımı söylemek isterim.
“Norveç'in kuzeyinde ada sakinlerinden öneri” haber başlığında “Norveç'in kuzeyinde yer alan Sommarøy halkı, yaşamlarında saat kullanımını ve saat ayarlı planlamayı bırakıp 'zamanı kaldırmak' istiyor.” cümlesini okuduğumda heyecanlanmış ve ben de burada yaşamalıyım demiştim.
Bu fantastik fikre sıcak bakan 300 kişilik halka dahil olmak beni mutlu ederdi sanırım.
Mutsuzluğun doğal olduğunu çok iyi bildiğim gibi, neyin beni mutsuz ettiğini de çok iyi teşhis edebildiğimi düşünüyorum. Eğer bunu yapamazsanız, sorun yok, en azından benim gibi uykusuz kalmazsınız.
Household
Bizimle beraber geçirdikleri
zamandan bazen haberdar olmadığımız bu aletler, kendi içinde bir dünyada var olmaya devam ediyorlar...Biraz bunlardan
bahsetmek istedim...
Çamaşır Makinası:
Bu arkadaş kendi halinde ve son
derece memnun bir şekilde hayatına devam ediyor. Modlarını ayarlayıp
salıverdiğiniz bu aygıt, sizi çok yormayan bir kafaya sahip ve dost canlısıdır.İşini gücünü tamamlayıp, sonra sizi bilgilendiriyor.
Bazen imrendiğim bu
özellikleriyle, kimi kimsesi olmayan, etliye sütlüye karışmayan bu ev aletlerini
sevdiğimi söyleyebilirim.
Elektrikli (veya şarjlı) süpürge: Aslında bunlar olmadan hayat biraz zor oluyor. Hiç olmazsa gerçekten olmuyor, varlığı size biraz iş çıkarsa da iletişim kurduktan sonra son derece faydalı ve sizi üzmeyecek bir alet.
Buzdolabı: Bu aletler,
bazen (eğer eski ise) ‘buzdolabı horlaması’ adını verdiğim bir sendrom
yaşıyorlar . Genellikle saat 2.57 gibi birden ortaya çıkan bu durum sizi de
tribe sokuyor ama kısa süreli oluyor, ondan sonra dert etmiyorsunuz. Bu problemler
uzun sürerse, eskisini atarak
kurtulabiliyorsunuz. Yenilerde bu hastalık aşılmış durumda şimdilik gördüğüm
kadarıyla.
Kahve Makinası: Bu arkadaşlarla
ben gerçekten arkadaşım ve son derece memnunum. Hayatın hızlılığı göz önünde
alındığında sizi yardı yolda bırakmayacak bu aletler, çok da alçak gönüllü tek
başına mutfakta hayatına devam ediyor. Bir davlumbaz kadar kendisini göğe
çıkarmıyor, alçak gönüllüler.
Fırın: Tabii ki burada, eski taş
fırından söz etmiyoruz. Kendisini belli bir seviyeye kadar ısıtan bu
arkadaşlar, benim aklımda hep bir tehlike sinyalleri oluşturuyor. Birden bire
patlayacak sandığım bu aletler, gerek alt-üst pişirme, gerekse ızgara
modlarıyla yemeklerinizi 30 dakika gibi kısa sürede pişirme yeteneğiyle göz
dolduruyor. Çokça etkilendiğimi düşündüğüm fırınlar, yeri gelince yeter artık
deyip “tınnnnn” sesiyle gönüllerimizde taht kuruyor..
Davlumbaz: Az önce sözünü etmiş
olduğum bu aletler ise çok matah olmasa da, bir şekilde mutfakta takılıp devam
ediyorlar. Herhalde sürekli yağlı ve tencere yemeği yapmadığımdan mütevellit çok
ihtiyaç duymuyorum ama görünüş olarak fiyakalı, zaman zaman ışığından
faydalandığım bir alet.
Klima: Buna tek sözüm, çok ses
yapması ve bazen ağzından su kaçırması. O kadar...
Set üstü ocak: Bunu fırınla beraber
düşünmek lazım, ama eski tip gazlı yerine uzun süredir tercih ettiğim
elektrikli versiyon çok işimi görüyor ve temizleme açısından son derece kolay.
Pişirme açısından normal ocak ile pek bir farkı yok, o yüzden teşekkürlerimi
sunuyorum.
Genel olarak, ev aletlerinden
(robotlardan) memnunum ve işimizi kolaylaştırıyor fakat daha da iyisi gelebilir
miydi ne olurdu orasını pek bilemiyorum. Biraz da negatif açıdan beni üzen hiç
sevindirmeyen bir ev aleti düşünecek olursam o da modemdir. Canım modem bak
beni çok sinir ediyorsun, kendine çeki düzen ver...





