RSS

Çxalva

Yağmur, kuş, Pazartesi, uyanış,
çanta, başlangıç, mide, okul, koku, düzen, Matematik, yüz, pencere, bulantı, beklenti, bekleyiş, bilinmezlik,
çise.
Kalabalık, kaptanlık, kıvrak, kolye,
servis, karanlık.
Seçim, kol,
düşünüş, düşler,
toprak, uyku, yaprak, düşüş,
huzursuzluk,
huysuzluk,
uygarlık,
sıra, zil, teneffüs,
hol,
hal, kalmak, rüzgar,
siren, kimyager, kronik,
dizgi, dergi,
bakış, iç açılar,
içermek, büst, ders,
geliş, kargaşa, dönüş,
kalem, resim, kara,
tebeşir, pantolon,
bulut, konut, silgi,
golgi aygıtı,
tufan, gergin, pergel,
ilginç, ara,
iletki,
kızgın, tatsız, hoşnut,
rahat,
boğaz, mazgal, simit,
sel,
kitap,
öğretmen,
özgül ağırlık,
yorum,
yemek, mantık,
dinginlik,
olasılık.



 

sølet

Benim gibi uykusu kaçan, uyuyamayan, rahatsız insanlar var mıdır dünyada? Evet tabii ki vardır. Fakat, ortak yönlerimiz bulunur mu bilmem...Onları tanımıyorum ama yine de öksürük tutmuş ve uykuya müsaade etmezken birkaç tavsiye vereyim sizlere,

Çoğuna uyamadığım ama çokça işe yaradığını düşündüğüm şeyler bunlar.

Herkesi dinleyin, kulak kabartın, ama günün sonunda en çok kendinizi dinleyin...Kocaman dünyada, kısacık yaşamda bunu yapmak zorundasınız.

Yaşamı çok da ciddiye almayın. (Tamam hiç almayın demiyorum) ama zaten kimse sizi ve müthiş kararlarınızı, planlarınızı önemsemiyor.

Sürekli, boş yere delüzyonlara kapılıp, kendinizi negatifliğe itmeyin. Bunu söylemek, önermek, tuhaf geliyor ama doğrusunu söylemek gerekirse, umursamaz, yalancı bir pozitiflik yerine, olumsuz düşünmemeye çalışmak daha mantıklı.

Sevdiğiniz şeyleri yapın. Baktınız usandınız –bunlardan bile- o zaman sevebileceğinizi düşündüğünüz şeylere yönelin. Çok zor değil galiba.

Ben hep insanlara faydalı bir şeyler bırakır mıyım uğraşısı içinde gibi görürüm kendimi. (Ne kadar başarılı olup olmadığımı bilmiyorum) Siz de böyle yapın demiyorum öte yandan.

Kafayı çok –yemeyin-. Tamam insan olarak harika bir şekilde sinirlenip çıldırabiliyoruz. Bunu bilerek abarttığınızı fark ettiğiniz o anda, bundan vazgeçmek gerekiyor. Çünkü o andan sonrası artık kendini kandırmak oluyor. Uzatmaya gerek yok.

Ben dağınık olmayı, düzenli olmaya yeğliyorum. Daha doğrusu kendimde doğal bir düzen gelişiyor (gelişmiş) olarak addediyorum. Kafamdaki çoğu şey düzenli, her ne kadar fiziksel dünyama bu yansımasa da.

Gidilmemiş yerlere gidin. Böyle öneri olmaz olsun ama gidin görün, şehrinizde nereler var, hangi sokaklarda ne gibi hayatlar yaşanıyor, görün.

Düzgünce, insan gibi yaşamayı herkes istemiyor, bunun bilincinde olun (çevrenizin yani)
Ayrıca bence en önemli konulardan birisi de gerizekalı gördüğünüz insanları bir bir hayatınızdan çıkarın. Anlamıyorum bunun yapılmamasındaki ısrarı.

Canınız ne yemek istiyorsa yiyin, ne içmek istiyorsa için. Yok ben kendimi kısıtlayacağım diyorsanız, neden bunu yaptığınızı da sorun kendinize. Ben genelde “X” yiyecek kötüdür, sağlığa zararlıdır denilince umursamıyorum.

Yağmuru, kışı, çamuru, sıcak havayı, üstünüze yapışan tişörtü, önemsemeyin. Bu mevsim şartları her zaman var ve olacak :D

Burada bir es verecek olursam, yukarıda bahsettiklerimde insanları eleştiriyor gibi göründüğümün farkındayım. Kendimi de eleştiriyorum, fakat insan bencil bir varlık ve kendisini yerden yere vuramıyor, başkalarına ise demediğimizi bırakmıyoruz.
Düşüncelerim, çeşitli dertlenmelerimin tezahürü.






















Gülün veya ağlayın. Düşünün. Bunlar güzel şeyler. Duygusal açıdan kendimizi kısıtlamamız için bir sebep yok.

Düşüncelerinizin bazılarını kendinize saklayın. Her şeyi dillendirmeyin. Bunlarla ilgili bir sürü atasözü, deyim vardır.

Hayat, genellikle rastlantısal şeylerle bizi şaşırtmayı sevdiği için, bu akışa kapılıp gitmek gerekiyor. Daha önceden zaman kavramı, saat, takvim gibi konularla ilgili yazmıştım, yinelemem gerekirse “günün 24 saat olması” vb. “belli günlerde birtakım aktivitelerin yapılması zorunluluğu” gibi konulardan sıkıldığımı söylemek isterim.
Norveç'in kuzeyinde ada sakinlerinden öneri” haber başlığında “Norveç'in kuzeyinde yer alan Sommarøy halkı, yaşamlarında saat kullanımını ve 
saat ayarlı planlamayı bırakıp 'zamanı kaldırmak' istiyor.” cümlesini okuduğumda heyecanlanmış ve ben de burada yaşamalıyım demiştim.

Bu fantastik fikre sıcak bakan 300 kişilik halka dahil olmak beni mutlu ederdi sanırım.

Mutsuzluğun doğal olduğunu çok iyi bildiğim gibi, neyin beni mutsuz ettiğini de çok iyi teşhis edebildiğimi düşünüyorum. Eğer bunu yapamazsanız, sorun yok, en azından benim gibi uykusuz kalmazsınız.

Household

 

Bizimle beraber geçirdikleri zamandan bazen haberdar olmadığımız bu aletler, kendi içinde bir dünyada var olmaya devam ediyorlar...Biraz bunlardan bahsetmek istedim...

 

Çamaşır Makinası:

Bu arkadaş kendi halinde ve son derece memnun bir şekilde hayatına devam ediyor. Modlarını ayarlayıp salıverdiğiniz bu aygıt, sizi çok yormayan bir kafaya sahip ve dost canlısıdır.İşini gücünü tamamlayıp, sonra sizi bilgilendiriyor.

Bazen imrendiğim bu özellikleriyle, kimi kimsesi olmayan, etliye sütlüye karışmayan bu ev aletlerini sevdiğimi söyleyebilirim.

 












Elektrikli (veya şarjlı) süpürge: Aslında bunlar olmadan hayat biraz zor oluyor. Hiç olmazsa gerçekten olmuyor, varlığı size biraz iş çıkarsa da iletişim kurduktan sonra son derece faydalı ve sizi üzmeyecek bir alet.

 

Buzdolabı: Bu aletler, bazen (eğer eski ise) ‘buzdolabı horlaması’ adını verdiğim bir sendrom yaşıyorlar . Genellikle saat 2.57 gibi birden ortaya çıkan bu durum sizi de tribe sokuyor ama kısa süreli oluyor, ondan sonra dert etmiyorsunuz. Bu problemler uzun sürerse,  eskisini atarak kurtulabiliyorsunuz. Yenilerde bu hastalık aşılmış durumda şimdilik gördüğüm kadarıyla.

 

Bulaşık makinası: Bununla ilgili tek sözü edilmesi gereken konu sanırım içine konulan tabletin kalitesi.  İyi tablet iyi sonuç demek, bazen çok ses yapıyorlar bulaşık makinaları canımı sıkıyor.


Kahve Makinası: Bu arkadaşlarla ben gerçekten arkadaşım ve son derece memnunum. Hayatın hızlılığı göz önünde alındığında sizi yardı yolda bırakmayacak bu aletler, çok da alçak gönüllü tek başına mutfakta hayatına devam ediyor. Bir davlumbaz kadar kendisini göğe çıkarmıyor, alçak gönüllüler.

 

Fırın: Tabii ki burada, eski taş fırından söz etmiyoruz. Kendisini belli bir seviyeye kadar ısıtan bu arkadaşlar, benim aklımda hep bir tehlike sinyalleri oluşturuyor. Birden bire patlayacak sandığım bu aletler, gerek alt-üst pişirme, gerekse ızgara modlarıyla yemeklerinizi 30 dakika gibi kısa sürede pişirme yeteneğiyle göz dolduruyor. Çokça etkilendiğimi düşündüğüm fırınlar, yeri gelince yeter artık deyip “tınnnnn” sesiyle gönüllerimizde taht kuruyor..

 

Davlumbaz: Az önce sözünü etmiş olduğum bu aletler ise çok matah olmasa da, bir şekilde mutfakta takılıp devam ediyorlar. Herhalde sürekli yağlı ve tencere yemeği yapmadığımdan mütevellit çok ihtiyaç duymuyorum ama görünüş olarak fiyakalı, zaman zaman ışığından faydalandığım bir alet.

 

Klima: Buna tek sözüm, çok ses yapması ve bazen ağzından su kaçırması. O kadar...

 

Set üstü ocak: Bunu fırınla beraber düşünmek lazım, ama eski tip gazlı yerine uzun süredir tercih ettiğim elektrikli versiyon çok işimi görüyor ve temizleme açısından son derece kolay. Pişirme açısından normal ocak ile pek bir farkı yok, o yüzden teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Genel olarak, ev aletlerinden (robotlardan) memnunum ve işimizi kolaylaştırıyor fakat daha da iyisi gelebilir miydi ne olurdu orasını pek bilemiyorum. Biraz da negatif açıdan beni üzen hiç sevindirmeyen bir ev aleti düşünecek olursam o da modemdir. Canım modem bak beni çok sinir ediyorsun, kendine çeki düzen ver...