RSS

Die vero



Yeni yıl, sadece içinde bulunduğun yılın son iki hanesindeki son rakamın bir tık artması demek, geçtiğimiz yıllarda, yaklaşık beş-altı yıl önce yazdığım bir yazıda yeni yılla ilgili görüşlerimi iletmiştim benzer bir şekilde.Zaman hızlı geçmiş her ‘zaman’ olduğu gibi.Çok fazla değişen bir şey yok. Eskiden takvim yaprakları vardı, koparılıp günün, anın içinde olduğumuzu bi nebze anlardık. Şimdi bunların yerini tarihle, anla alakalı olmayan şeyler aldı.Kimileri için yeni yıl, büyük umutlar, olağanüstü hayaller olarak görülebilir ama dünyada bu kimileri dışında başka kimileri de vardır, sanırım ben o diğerlerine katılıyorum.
Halihazırda hiçbir şey yapmamışken kendini tanımakla ve bilmekle ilgili(ister bir senedir olsun bu ister onüç yıldır bu durumda ol fark etmez) yeni yıldan beklenti içinde olmak gereksiz.
İnsan zaten ister istemez yeni yıla giriyor, dur ben girmiyorum diyemezsin, herkes bir şekilde ‘yeni’ kabul edilen yılın ilk aylarını ve gelecek aylarını yaşayacak. Bunun geçtiğimiz birçok aydan hiçbir farkı olmayacaktır.Garip olan ise bu geçtiğin senede farklı bir şey yapmayıp bunu ikibin bilmem kaç yılında yapınca bu farklılıkları yeni yılın getirdiğini sanmak.
Şimdi sözlerimden, yeni yıla olumlu hiçbir yönden bakmadığımı düşünebilirsiniz. Düşünmeye devam ediyor da olabilirsiniz. Benim için olumlu gelişme, insanın değişebilmesi ve evrilebilmesidir. Kendim bunu ne kadar başarabiliyorum bilmiyorum, bunu hissettiğim zaman ben kendimi yeni bir ‘evreye’ girmiş kabul ediyorum. O yüzdendir belki yeni yılla ilgili naif düşüncelerim olmaması. “Şu şu şu!” olsa yeni yılım muhteşem olur da diyemiyorum çünkü hayatta neyin ne olacağı ve ne zaman olacağı belli olmuyor, sürprizlere çok açık.


Yeni yıl demişken biraz eski yıllarıma gitmek istiyorum, çocuk yaşlarda şırıl şırıl akan bir dere kenarında elimde küçük bir çöp oynarken gözüm küçük bir yaprak tanesine takılmıştı. Bir yerden diğerine akıp sürüklenirken nerede duracak ve o yerden kopup bir başka yerde durana kadar nasıl ilerleyecek diye merak ettiğim için bolca vakit harcamıştım-Çocukken böyle şeyler oluyor kusura bakmayın-En nihayetinde o yaprak ben oradan ayrıldığımda belki belli bir süre konaklayıp başka bir noktaya, sonsuz akıntı eşliğinde gitmiştir. Geri döndüğümde tekrar piknik alanına aynı yaprağı aramamıştım, benzer yapraklar hep düşüyor nereye gittiklerini bilmeksizin.
Yıllara sanlarını biz takıyoruz.Yeni, eski kavramlarını üretip, tüketmek bizim elimizde.Bazen eğlenceli gibi de.Bin dokuz yüz doksan dokuz senesinden iki bin’e geçince daha bir yeni yıl gibi gelmişti bana çünkü iki binli yılların başlangıcıydı. Binli yılların bitişi iki binli yılların başlangıcı ve yeni bir milenyum, ‘yeni hayaller, yeni umutlar, mutluluk, sağlık…’ diye yola çıkmadım ama artık o son hanedeki doksan dokuz yerine çift sıfır görmek beni yeterince şaşırtmıştı.
Zaman akıp gidiyor, Şimdilerde ise çok şaşırmıyorum. 


Yeni yıla müzikle girmek adetimdir; sizinle de paylaşayım...

Emancipator

Emancipator(Douglas Appling) abi,

İlk mektup deneyimim olduğu için az da olsa heyecanlıyım. Hayatımın her alanına nüks ettiğin için blogumda sana yer vermemek olmazdı. İnsanlara senden bahsederken Emancipator, yalnız kaldığımızda ve müziklerine dalıp gittiğim zamanlarda ise Emanci diye sesleniyorum. Umarım bu kısaltma seni üzmez. Zira şu zamana kadar bütün şarkılarını çok kez dinledim ve ister istemez müziklerine ve sana karşı bir yakınlık hissediyorum. Kısacası yolda yürürken, kitap okurken, eve yorgun argın gelip yatağa uzandığımda, yemek yerken, su içerken, banyo yaparken, yani hemen hemen her alanda arka planda senin şarkıların çalıyor. Bilmem bu durum seni mutlu eder mi?

Uzun süredir sana yazmak istiyordum aslında, nitekim bugünü uygun gördüm. Bugünü uygun görmemde ise mükemmel bir neden var. Çünkü bugün bir mail geldi(yok senden değil). Tura çıkıyormuşsun, hayırlı olsun. Turda ben hangi avrupa ülkesinde seni yakalayayım diye bakadururken bir de ne göreyim, tur güzergahına İstanbul’u da eklemişsin. Durup bir nefes aldım. Sonra bir daha baktım; zira gözlerimden yaşlar geldi ve tam okuyamadım o anda. Haberi alır almaz, dostum Mjora’ya müjdeyi verdim ki ikimiz de köpek gibi hayranınız. Bonobo, Moderat, Flashbulb, Massive Attack gibi daha ismini buraya yazmadığım bir sürü grubu dinledikten ve hatta bizzat konserlerine gidip izledikten sonra seni keşfettik. Yani Emanci abi sen bizim için bulunmaz bir nimetsin. Senin müziklerin ruhumu dinlendiriyor. Mesleğim uçuculuk; lakin gerçek manada seni dinlerken uçtuğumu hissediyorum. Bak bu kesinlikle seni mutlu edecektir! Mektubu Türkçe yazdım; biliyorum, anlamayacaksın; ama bu güzel hislerimi İngilizce yazarak heba edemezdim. Kendi dilimde, kendi tarzımla mektubumu yazmak istedim. Merak etme, hep güzel şeyler yazdım. Geldiğinde de bir imzanı alabilirim umarım. Kendine iyi bak Emanci.

Evet, ben ise bahsi geçen mjora, sevgili Douglas Appling sana yazıyorum, tabi böyle açık bir mektup olduğu için sadece içimden geçen hisleri samimi şekilde yazmak istedim. Müzik, benim için çok anlamlı bir şey tabi ki(herkes için olduğu gibi(!), yani sadece müzikleri dinlemek değil onlara anlam da yükleyen birisi olarak sana diyeceklerim hiç de az değil. Birçok insanın, işte güzel müzik -sözsüz ama- hoş müzik dinliyorum ara sıra dediği bir müzik türü yaptığından değil aksine sevgili uyumayanses’in de dediği gibi hayatımın her alanına işlemiş müzikleri yaptığın için sana minnettarım. Burada aslında şunu da belirtmem lazım Emancipator, Bonobo, Flashbulb gibi hayatımın her alanına nüfuz etmiş, yaşamımın arka planını oluşturan seslerin varlığını bize sağladığın için sana teşekkür etmem lazım.Yoksa ne yapardık diye düşünüyorum gerçekten. Yani bu müzikler olmasa sanırım sıkıntıdan ölürdüm bu dünya üzerinde. ”Neden bir müzik insana böyle hissettirir ki” sorusunun cevabı ancak bizim gibi düşünen kişilerin anlayabileceği ve özümseyebileceği bir cevaptır.

Türkiye’ye geleceğini duyunca çok sevindik tabi ki o gün orada olacağız ve With Rainy Eyes ile coşacağız. “Yakında ateş yakacak kadar soğuk olacak” dediğin albümle ‘chill’ soundun ile tekrar içimizi ısıtacağını biliyoruz. Bunun için zaten bu mektubu yazmış olduk. Tekrar teşekkürler… Sana ve bu müziği yapan herkese teşekkürler… İyi ki varsınız  (:


 
 

M. candid

Biri bana anlattı,
Masallarını,
Düşlerindeki
tutulmaları,
Biri bana anlattı,
Gecenin ortasında;
Geceyi,

Anımsattı
Ayalarındaki
Buzdan yanıkları,
Anlattı,
Gözlerindeki
ateşi,
Bembeyaz
donuk
dizlerini…
Anlattı,
Haykırırcasına
Soğuktaki
Nefessizliğini,


Biri bana anlattı,
Soluk soluğa,
Sanrılarını,
Olmamış gibi,
Kendi
Varlığını,
Anlattı,
Bilinmeyeni,
Bilmeden anlattı,



Biri bana anlattı,
Kendini,
pek bir
yalandan saydı,
son bir iki
rakamı,
gözleri duvarda kapalı,

Biri bana anlattı,
duymadığımı,
aynı zamanda,
ona söylediklerimi…

halycon



Güzel bir müzik…
Güzellik de göreceli ya neyse,
Bence güzel,
bu da öznel ve göreceli değil mi,

Her şey güzel
öyleyse...
Alt alta
daha
da
altlara giden
Soldan sağa okuduğunuz
her şey ise yalan
sahici bir müziğin yanında…

sessizliğin
sesi dövmesi gibi…
çırpınan ve
sesi yürek
yakan,
anlık boşlukta
yurduna hemen dönen
balığın
sonsuz sessizliği yaratmasındaki
güzellikten bahsediyorum

kuşkusuz, en güzel sağırlıktır
b
u…
müziğin ve okyanusun içindeki
derin huşu
sessiz ve yoğun,
dokunup
avuçlarınla kavrayamadığın
ilerlemediğin
ve kendine çekip
bir türlü tutamadığın
notaların yarattığı
suyun içindeki koşu yolu


Duymaktan bıkmadığım
sessizliktir
durmak
durdurmak
istemediğim…