RSS

Incertum



"Gözlerimden şikayetçi miyim?" Hayır” diye yanıt verdim kendime…Kendi kendime konuşmayı matah bir şey sanıp bunu sevdiğimi düşünürüm…Bazı şeyleri çok düşünürken bazılarını ise sesli bir şekilde dışa yansıtıp cevap verme gerekliliği içinde harika bir iş yaptığımı sanıyorum..Beynimin bana oynadığı oyun veya aklımı etkili bir şekilde kullanma metodum bu olabilir, emin değilim…

Ruhen yeni paragrafa geçmekte biraz çekimserdim ama bunu aştığımı gözler önüne sermekte beis görmüyorum. Nedense kendimle yaşadığım çelişkileri sunmakta sorunsuzum.Eskiden de bilinçsiz(!) olarak yazdıklarımda hayatın ne getireceğini bilmediğimden dem vurmuştum.
Bunu belki burada daha önce milyonlarca kez tekrarlamış olabilirim.Dönüp bazen geriye bakıp kendi düşüncelerimde veya yazdıklarımda bir şeyleri karşılaştırma imkanı bulup içinde bulunduğum durumumla bunu ne kadar özdeşleştirebiliyorum merak etmek eğlenceli bir şey. Bu tarz bir hevesi zaten içinde taşımıyorsan, bu okuduğunuz satırlarda gördüğünüzü sandığınız ikilemler ortadan kalkıyor.. İlginç bir yönden bakmak gerekirse olaya , eski yazılarımdaki bazı detaylara o kadar çok hak verdim ki şuan kendimi şaşırtmakla meşgulüm . Bazen de 'olmamış bu berbat' dediğim şeyleri, bayadır çiğnenen sakızın ağız içindeki son hareketi gibi eritiyorum..Tabi bunu lanet bir beyin dahilinde yapıyorum…

Buraya kadar halihazırda harika bir yazı okuduğunu ‘zaten’ sanmayanlar ve hiç umursamamış olanlar için asıl sevecen veya samimi kısım başlıyor olabilir, en azından ben öyle hissediyorum.Çünkü o gereksiz güruhu şu dakikaya kadar silkmiş olmak beni birazcık mutlu ediyor. Şuan gelinen kısımdaki hissiyatım “filmin devamı” adı verilen aradan dönülen hafif huzursuz ana çok benziyor. Sanki ara vermek çok gerekliymiş gibi. Sonucunda film devam ettiği için verilen ‘anlamsız aranın’ anlamsızlığını yok ediyor bilinçaltı ister istemez.Bu varsayımsal sorgulamaları bırakınca işler daha da kolaylaşıyor.
Bilinçaltı, bize oyun oynayan, asıl düşüncemizi etkileyen “kendisi mi yoksa bir başka şey mi?” sorusunu sormamızı engelleyen yegane unsur.Ben bununla iletişim kurmayı deniyorum. Düşününce garip geliyor ama, sahip olduğun bilinçaltın ile sürekli bir savaş içinde olmak, yorucu ve enteresan bir şey. Engellenemez olması seni de belki bir bakıma özgür kılıyor, içinde anlamını veremediğin bir takım ruhsal, karmakarışık bir olgu var ve sen buna hakim değilsin ve yine de sana bağlı bu.O yüzden belki de kendimizle bunun arasındaki iletişimi kurmak gerekiyor. Kim ne kadar bilinçaltıyla sohbet ediyordur , bilemem. Sözler , dökülenler bilinçaltından mı geliyor yoksa bunun karşıtı olan bilinçle mi alakalı bilmiyorum. Tabi zamanında bunun üzerine kafa yoranların da hangisine bağlı kalarak bu yorumu getirdiklerini çözemiyorum. Bu kısımlar bir solucan deliği gibi nerde başlayıp nerde bittiği ve nereye çıktığı belli olmayan kör koridorlar.
Bu bakış açısıyla, bütün her şeye açıklık getirme zarureti bende yok. Ruhsal dinginlik veya coşkunluk, sabit olmamak , değişkenlik , mantıklı olduğunu düşündüğümüz şeylere getirdiğimiz ‘mantıklı’(!) yorumlar bende sadece kendini ispatlamaktan yoksun düşünceler olarak kalıyor.Buna ‘dilemma’ ismi verilse bile yukarıdaki dediklerimin hiçbirini kanıtlamıyor bu kavram.
Filmin devamı ve filmin başında nasıl hissettiğimi, bunun farklılıklarını pek anlamıyorum. Sadece bakıyorum perdeye. Kendimle konuşuyorum bol bol. Bana söylediklerimi , kendim değilmişim gibi karşılayıp, ‘hıhı evet belki de’ , ‘hadi ya!’ diye yanıtlıyorum.  Bunu mütemadiyen yapıyorum. Çünkü böylelikle belki de içinde bulunduğumu ayırt edemediğim yapbozumu tamamlıyorum.
Tekrar bozmak üzere…

0 yorum galiba:

Yorum Gönder